Görev Tamanlanacak...
Uzun yıllar idari yöneticiler değiştirdik. Darbeler yaşadık lakin hepsinin karşısında genede , kendinize gelin diyerek tokatlar attık. En son tokatı 1980'de attık evet belki yine attığımız tokatın acısını parmağımızı kopartarak karşılık verdiler.
Korku salmak için her türlü yolu mübah gördüler.
Herşeye rağmen kısa vadeli de olsa duraksama yaşadık. Duraksamamızın nedenini belki korktuğumuzu sanarak egolarını okşattık , bilemediler suskunluğumuzun asıl nedeni yas tutmakta değildi gerçek şuydu ; güçlenmek , büyümek , bilgilenmek ve ayakta dimdik kalabilmenin yollarını aradık. Lakin şimdi tüm benliğimizle ortaya attık yüreklerimizi birleştirerek...
Kimimiz yüreklerini koydu , kimimiz vücutlarını koydu , kimimiz bilgilerini , kimimiz ise ruhlarını kattılar.
Bu makaleyi okurken soruyorsunuz kimsiniz siz kardeşim?...
Biz sizlerin ; torunlarınız , kardeşleriniz , evlatlarınız , öğrencileriniz , bizler Türkiye Cumhuriyeti'nin Yegane Hazinesi olan Gençleriyiz.
Ezbere dayalı sistemin içersinde gizlice düşündük , gizlice sentezledik , yeri geldi cehalete yada özentiliğe iten internet ortamlarında büyüklerimizin yazılarını okuduk veya büyüklerimiz gibi yazılar yazıp büyük bir insan gibi gösterdik kendimizi. Doğruları yazdık , doğruları konuştuk. Sempatizanlık yapmadan statik bilgilerden kaçtık , olağan haliyle aldık genç zihinlerimizle büyük gelecekler düşündük.
Bazen ağazımızdan kaçtı düşüncelerimiz ve büyüklerimiz karşısında susturulduk. Sen derslerine bak denilerek sansürize edildik. Oysa ki siz büyüklerimiz farkında değildiniz kitaplarımızın 3. sayfasında Gençliğe Hitabe yazarken nasıl olurda düşünmeyiz , konuşmayız... Okudukca ağladık belki görmediniz. Belki kendimizden vazgeçtik bunalıma girdik. Bizleri dershanelere gönderdiniz 80 Milyon vatandaş olarak 10 milyonunuz toplanarak eğitimi ticarethaneye dönüştürmeyin diyerek ses çıkarmadınız , gönderdiniz ve tonlarca para döktünüz. Bilemediniz ki , bizler eğitimin ücretsiz ve sağlıklı olanını istediğimizi. Memur çocuklarıydık , içci çocuklarıydık , işsizlerin çocuklarıydık... Mecburduk okumaya , bilgilenmeye o nedenle kabul ettik ücretsiz ( sözde ücretsiz ) olan devlet okullarını. Ekonomi bilgileri öğrenemedik , Sağ-Sol nedir öğrenemedik.Siyasetin bilimselliğne giremedik. Edebiyat derslerinde Nazım Hikmet'i işleyemedik. Din derslerimide , dinimizi öğrenmemizi istediniz , bilemediniz ki asıl siyasi olanın din derslerimizde okuduğumuz kitabın olduğunu , belki de göremediniz.
Karıncalar gibi çalıştınız bizlere iyi hayat sunma gayreti içinde bulundunuz , üniversite sınavlarına hazırlanalım diye sermayeci eğitimcilerin kucaklarınız attınız..!
Lise dönemlerimizde zayıf notlar aldık tembel veya çalışmıyorsun diyerek yargıladınız. Bilemediniz ki bazılarımız Sayısalcıydı , bazılarımız Sözelciydi. Bu ayrımı yapamadınız veya bunu yapmak için bile gine sermayecilerin kucaklarına attınız. Sustuk..!
2002 senesinde ise bizleri bu sefer AKP'nin kucağına attınız , gördünüz mü hiç ağladığımızı , gördünüz de ise ya dizilerden etkilendiğimizi sandınız yada kız/erkek arkadaşlarımızdan ayrıldığımız da ağladığımızı sandınız... HAYIR , kitaplarımızın 3. sayfasındaki görevlerimiz aklımıza geldiği için ağladık , Gençliğe Hitabeyi okudukca göz yaşlarımız asite dönüştü yüreklerimizi yaktı , bunu anlayamadınız...
Üniversite sınavlarına girdik kimimiz kazandı , kimimiz kazanamadı , kimimiz meslek yüksekokullarına gitti. Kazanamayanlarımızı suçladınız , sstemi haklı gördünüz.Kazananlarımıza sıkı sıkı tembih ettiniz , anarşist olma dediniz , hocalarınıza saygılı olun dediniz , sağcıya - solcuya bulaşmayın dediniz , bilemediniz ki cemaatcilerin bazılarımızı zehirlediğini. Meslek yüksekokullarına gidenlerimizi Üniversite okuyor gözle bakmadınız , 2 yıllık okulu 2 yılda bitiremediğimiz de bizleri suçladınız , bilemediniz ki öğretim üyelerinin Ticarethanesinde olduğumuzu yada yalaka olarak mezun edildiğimizi. Dikey geçiş sınavlarına girdik bir türlü fakülte eğitimine geçemedik , bilemediniz ki soruları gerçekten yapabilseydik ilk sınav da girerdik fakültelere.
Yine de okuduk , yine de öğrencik , yine ağladık ama yıkılmadık. Düşündük , konuştuk ama sizler saygısızlıkla yaptığımızıdüşünüp bizleri suçladınız.
2007 senesinde bizleri AKP'nin kucağından alıp dış kuvvetlere sattınız. Ama artık herşey geç olmuştu , bizler Güneşin sönmediğinin farkına vardık , denizlerin kurumadığını gördük ce cesaretlendik. Kalktık ders masalarımızdan , bıraktık kitaplarımızı aldık elimize kalemlerimizi , yazdık... Çıktık dışarı bağırdık , yerlere yattık , dayaklar yedik , okullarımızdan kınama aldık , uzaklaştırıldık ama sizler gibi yıkılmadık... Hak dedik , Bilgi-Bilim dedik , Adalet dedik yine de susmadık. Yeri geldi kâle almadınız , yeri geldi korkuttunuz ama yine de YILMADIK...
Uğur MUMCU'ların kelamlerini aldık , Aziz NESİN'lerin yüreklerini çaldık , Nazım HİKMET'lerin düşüncelerini içtik , Deniz'lerin bağımsızlık mücadelesini yerden kaldırdık. Artık tamamlandık , piştik ve ustalaştık. Bizler dışarılarda boy göstermedik , mitinglere eğlence olsun diye gitmedik , gidenlerin arasında bizler yoktuk. Ortam edinmek için toplumsal platformlara katılmadık , katılanların içinde bizler yoktuk. Gönüz görmedi , kâle almadınız , inanmadınız ve artık görüyor , duyuyorsunuz. Çünkü artık dışarlardayız , Üniversitelerdeyiz , liselerdeyiz , cafelerdeyiz , duraklardayız , trenlerdeyiz , metrolardayız , gürültü yapmıyoruz kısık sesle konuşuyoruz , dedikodu yaparcasına telefonlarda konuşuyoruz , internet ortamlarında konuşuyoruz. Artık bizleri görüyorsunuz. Yükümüz ağır , gücümüz var lakin yüreklerimiz yaralı. Çünkü büyüklerimiz para-para felsefesi edindiler gözleri görmez oldu.
Evet bizler , sizin ; çocuklarınız , torunlarınız , yeğenleriniz , kardeşleriniz olarak geleceğimizi düşünmüyor değiliz , geleceğimizi aydınlatma yolunda sizleri inceliyorduk , dinliyorduk ve sorguluyorduk. Şimdi bizleri farkettiniz ve tanıdınız. Bizimiz yükümüz çok ağır , yükümüze el atıp bizlere yardımcı olmak isterseniz bunu 12 Haziran'da Cumhuriyeti kurtarmak için bizlere destekci olduğunuzu , bizleri gördüğünüzü , anladığınızı ve benimsediğinizi göstermek için son bir şans olduğunu unutmayınız..!

Ergin TEKİN